Bir kedi, bir şapka ve bir kutu…


Koridordan beyaz bir gölge geçti. Evde kimse yoktu. Yeni bir av yakalamak istercesine etrafa bakan bir kaplana benziyordu. Oysaki o meraklı bir kediydi yalnızca. Beyaz tüyleri, sarı gözleri, tombik bir bedeni vardı. Duruşu sertti. Fakat en çok sevilirken kendinden geçer ve yüzü gülerdi. Büyük bir ev kedisi değildi. Yalnız yaşayan, yaşlı bir kadının yanında kalıyordu. Evde çocuk yoktu. Çocuklu misafir gelirse, gelen çocuklarla oynardı. Kadının çokta geleni gideni olmazdı. Bazen ev sıkıcı gelirdi, gitmek isterdi ancak sokak kedisi olarak yaşamak istemiyordu. Pencere kenarında oturup, dışarıyı seyretmek daha keyifli geliyordu. Öyle ya, kaloriferler sıcak olacak, yemeği önüne konulacak, televizyon karşısında gerilecekti bunlardan yoksun olmak işine gelmiyordu. İçinden dişi kedi bulmak bile gelmiyordu. O konfor kedisiydi. Gerçi bazen merakına yenik düşüyordu. Kapıyı açık bulup kaçmaya çalıştığında ne kadar cesur olduğunu görmüştü. İstese fırlar, apartman boşluğuna gizlenir ve kaçar giderdi.
Ama yaşlı kadın ona üzülür, hasta olursa vicdan azabı çekmez miydi? İyi de o bir kediydi. Böyle düşünmemesi gerekirdi. Her kedi sahibine bağlı mıdır ki? Bir de kediler için nankör derler. Gerçekte böyle bir şey yoktur. Birileri yorum yapmış, birileri de inanmayı seçmiştir.
Yaşlı kadın, ona bir arkadaş almalıydı. Her gün dua ediyordu aklına gelsin diye. Bir gün, evin kapısı açıldı. Yaşlı kadın, içeri neşeyle girdi. Elinde bir kafes vardı. Kafesteki kuşu gördüğünde dünyalar onun olmuştu. Kadını zıplayarak karşıladı. Yaşlı kadın, kuşu kafesiyle beraber fiskos masasının üstüne bıraktı. Kedi kuşun olduğu odaya geldi, kafesin önündeydi. Kedi kuşa, kuş kediye baktı. Kuşun etrafında döndü, kuş tedirgindi. Bu sırada yaşlı kadın;
“Bulut” diye seslendi. Kedi süt kâsesine koştu. Sütü doyasıya içti, kâsenin başında gerindi. Bu arada kadın, yeni aldığı şapkasını deniyordu. Kedinin şapkada dikkatini çeken, şapkadaki beyaz tüy oldu. Kedinin gözler, tüyde takılı kaldı. Sonra birden içerdeki kuşu hatırladı. Dişleri kaşındı. Aklına düşmüştü bir kere.


Kafesin etrafında dolaştı, kadın içerde şapkasını ve kıyafetini deniyordu. Kafesin üstüne doğru  atladı. Kuş çırpındı, kafesin diğer tarafına uçtu. Tam bu sırada fiskos masasının üstünden yuvarlandı yere. Kuş yerdeydi, kedi atladı, ağzını açtı fakat demir parmaklığı ısırmıştı. Ağzı acıdı. Kuş bu sırada can havliyle ötüyordu. Kadın içeri girdiğinde gördüğü manzarayla şoke olmuş, kediye bağırmış ve onu kovmuştu.


Kedi perişandı. Bütün gece uyumamış, miyavlamıştı. Yaşlı kadın, sabah gözünü açtığında kedinin hasta olduğunu fark etti. Hemen hayvan hastanesine götürdü. Doktor, önemli bir şeyinin olmadığını söylemişti, biraz streslendiğini ve dinlenmesi gerektiğini söyledi.
Eve geldiğinde kadın neşesi yerine gelsin diye odasına bir kutu hazırladı. Kutunun içerisinde renkli toplar, oyuncaklar koydu. Sütü kabına boşalttı. Kedi, sütü içti, gerindi, yuvarlandı, keyfi yerine gelmişti. Kutuyu merak etti. Zıpladı, tırnaklarıyla ufak vuruşlar yaptı ve kutuyu biraz uğraştıktan sonra yarıya kadar eğdi ve içine girdi. Topu ısırdı. Onunla oynamaya başladı.  Şimdi mutluydu. Oyun oynarken birden aklına yine kuş geldi. Kutudan zıplayarak çıktı. Odaları gezindi, kadını merak etti. Yatak odasında yatağın üstünde şapkayı gördü. Tüylü şapka oradaydı, çok heyecanlandı. Yatağa zıpladı geri düştü, tekrar denedi, düştü, tekrar denedi. Daha az yemeliydi zıplamakta zorlanıyordu. Derken atladı bile. Ve şapkanın tüyüyle oynamaya başladı. Patiler attı, kokladı, yaladı tam ağzına alacaktı;  kadın içeri girdi. Gülmeye başladı, aldı, onu sevdi, şapkayı kafasına taktı, çok komik ama şirin görünüyordu. Kadın sesli bir şekilde;


“ Sana bundan sonra çizmeli kedi mi demeli acaba?” diye mırıldandı. Çocukça bir kahkaha attı. Sonra kediyi eliyle yukarı kaldırıp, zıpladı, salladı ve yere bıraktı. Kedi sersemlemişti, koridoru sallanarak geçti. Salona gitti. Kuş yerindeydi ama sahibi peşinden gelmişti. Balkona çıktı. Bezgindi, miskindi. Orada yattı uzandı. Kuşları seyretti daha önce hiç başına böyle bir şey gelmemişti. Kuş yemek istiyordu resmen. Bir kuş çok yaklaşmıştı ona zıpladı pençesiyle kuşu yakalamış, içeri doğru savurmuştu. Köşeye düşen kuşu, çırpınmasına karşın yakaladı, onu ısırdı, ağzı kan içindeydi. Kuşun kanadı ve belki bir parça eti kopmuştu. Tam o sırada sahibi içeri girmiş, ağzında kanı ve yerde kuşu görmüştü.


“Hayvan! Nasıl yaparsın?” diye bağırmıştı. Kediye sinirlenmiş, onu kovmuştu. Kadın çok sinirlenmiş, birkaç gün onunla ilgilenmemişti. Kedi çok üzgündü, nerede yanlış yaptım diye düşündü. Kadının gönlünü almak için onun bacaklarına sürünüyor, kucağına oturmaya çalışıyordu. Bir süre sonra kadın yumuşadı. Kadının arkadaşı;“doğasına uygun hareket ediyor, abartmıyor musun?” demese belki de uzardı küslükleri neyse ki barıştılar.
Sonra bir gün kapı açıktı, kedi düşünmeden fırladı, apartman boşluğunda bir yerde saklandı. Apartman kapısına geldiğinde; başını dışarı uzattı, etrafa baktı. Bir dişi gördü. Bakıştılar. Yanına gitti. Sonra aşağı doğru aktılar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s