Incognito – Beynin gizli hayatı, Davıd Eagleman ,Domingo yayınevi, 37.baskı: Ocak 2020.

Çeviriyi yapan: Zeynep Arık Tozar

Ünlü nörobilimci David Eagleman 20 dilde yayınlanan kitabında, beynimizin görünenden daha fazla bizi yönettiğini ve oyunlar oynadığını bilimsel çalışmalarla ortaya koyuyor.

Öncellikle kitap bilimsel içeriğine karşın oldukça duru bir anlatıma sahip, bilimsel örnekler basit ve anlaşılır. Yazar David Eagleman,  eğlenceli üslubu ile ilginç bilgiler sunuyor.

İlk sayfalarda nöronları anlatmaya başlıyor. Şöyle hoş bir ifade kullanıyor:

“ Kendinize aynada şöyle bir bakın. O çarpıcı güzel görüntünün altında, aslında ağlardan yapılı gizli bir düzenek evreni tıkır tıkır işlemektedir. Bu düzenek birbirine kenetli kemiklerden oluşmuş bir çatı, güçlü kaslardan oluşmuş ağ, bir sıvı ve sizi canlı tutmak için bir iç organlar içerir. Deri adını verdiğimiz iyileştirme özelliğine sahip yüksek teknolojili duygusal tabaka bu düzeneği kusursuz bir biçimde kaplayarak göze hoş görünen güzel bir paket çıkarır ortaya.”

Yine beyini tarif ederken şu cümleleri kurduğunu görürsünüz:

“Kafatasınızın içindeki pembe jöle kıvamlı, ortalama 1400 gramlık organ, alışık olmadığımız türden bir bilgisayımsal malzemedir.”

Yazı içerisinde “beyin” ve “nöron” kelimelerine sık rastlanıyor. Özellikle beyinin yapısı ve yetkilerini yani sistemlerinden bahsettiği için karşılaşmamız da çok normal.

Bununla bağlantılı bilinç, bilinçaltı, bilinç dışı ve özgür irade konularını anlatıyor. Bilinç ve bilinçsizlik kavramlarını tanımlıyor, bu doğrultuda; “özgür irade diye bir şey var mı?” sorusunu ortaya koyarak, konuyu irdeliyor.

Akıl ve duygular için iki partili sistem tanımlamasını yapıyor.  Akıl ve duygu arasında kalmak, seçim yapmak konusuna da değiniyor. Nöro bilimci  Mclean’dan bahsediyor ve diyor ki;

“Evrimsel gelişmenin ardışık üç aşamasını temsil eden üç katman vardır: sürüngen beyin, limbik sistem ve neokorteks.”

Verdiğimiz kararların salt kendi başımıza vermediğimizi beynimizin ve iç sistemimizin bize kararlar aldırdığının altını çizmektedir.

Kitap her ne kadar nöro bilim gibi dursa da yazar,  psikoloji ve felsefeden, sosyolojiden de beslenmekte olduğunu örneklerle de açıklamaktadır.

Adalet, eşitlik, sosyalizm, ırkçılık, suç ve ceza konularını da beyinle ilişik görmüş, görme sebebini de bilinçli- bilinçsiz davranışlara bağlayan yazar; konuyu geniş açıdan ele alarak başka bir bakış açısı ile de bakılmasını sağlamaktadır.

İç çatışma, iç gözlem, içgüdü ve içsel modeller terimlerini ortaya koyarken, beynin fonksiyonlarını ve aynı zamanda beynin işletim sistemini de anlatıyor. İç gözlem örneğini de şöyle aktarmaktadır:

“Kolu oynatmak basit bir hareket gibi görünse de, binlerce kas, sinir ve kirişler var. Kolu oynatmak, kolu harekete geçirdiğini fark etmekle başlıyor ancak insanoğlu içerdeki düzenekten habersiz. Beyin hareketi kaydetse dahi iç görü olarak farkındalık düzeyinde olmak farklı bir şey.” Bir anlamda insan vücudunu bilgisayara benzetiyor. Komplike çalışan, otomatik sistemler ve yarı otomatik sistemler. Hatta görmek konusunu işlerken algı ve konsantrasyondan bahsediyor.

Montaigne’den yola çıkarak, onun sorduğu sorunun ne kadar kıymetli olduğunu, yüz yıllardır kulaklarımızda çınladığını belirtiyor.  Neydi bu sorduğu soru?

“ Ne biliyorum?”

Kendimizi tanımak, uzun bir araştırmayı gerektirebilir, öyle ki felsefe, edebiyat, psikolojik kitaplarına konu olmuştur. Kendi tanımak, içsel gözlem yoluyla bununla birlikte dışardan bilim yoluyla çalışmayı gerektirir. İç sinyalleri yakalamak önemli fakat iç gözlemlere karşın sistem otomatik ilerlediği için müdahale edilemez.

David Eagleman, meslektaşları ile yaptığı sohbetlerden birinde, şöyle söylenildi diyerek arkadaşının düşüncelerini aktarıyor. “Bizi kendimizden koruyan algoritmalara sahibiz.” Bu yorum insanın beyni ve iç mekanizmasının bir bilgisayar gibi çalıştığını doğrular nitelikteydi.

Duygular gibi iç organlar da evrenseldir. Kalp atımı evrenseldir. İnsan denen varlığın biçimsel olan formu, iç organ ve sistemler tüm programların birer paket halinde sunulduğunu ileri sürüyor.

Güzellik kavramı, iç güdeler ve hormonlar konusuna değiniyor ki, insanın üreme kodlarının altındaki bilimsellikten bahsederek, konuyu genişletiyor.  “Güzel olarak nitelendirilen şeyler, özünde hormonal değişimlerden kaynaklanan doğurganlık işaretlerini yansıtır” ifadesi kullanıyor. Kadın ve erkeğin sistemlerindeki hormonların çalışma şeklinin farklılığı, cinsiyet kavramını ortaya koyar cinsten.  Kadının “östrojenle doluyum ve doğurganım” mesajı veren fiziksel yapısında meydana gelen durumda erkeğin geniş göğsü ve sakalları programın bir parçası. Fiziksel olarak yaşlanmış bir kadında; bel kalınlaşır, dudaklar incelir ve kadın doğurganlıktan uzaklaşır. Genç kızla, yaşlı kadın arasındaki farkta genç kızın cazip gelme nedeni de budur; beyin devreleri açık, net bir göreve, üremeye kilitlenmiş durumdadır. Beyin, “Oldukça çekici düş peşine!”  mesajını verir.

Gizlenmiş nöral programlardan bahsediyor. Nöral programların nasıl işletim sisteminde çalıştığından derinlemesine bahsediyor. Bazı programlar –alt programlar içgüdüselken, bazıları öğrenilmiştir. Bu sistemlerden bahsedip de kuantum fizikten bahsetmemek olmazdı. Hangi noktada kuantum devreye giriyor? Özgür irade kavramında… Klasik fizikten farklı olarak kuantum fizikte olasılıklara dayalı bir sistem ve bununla ilgili deneylerde vardır. Fakat yazar kuantum fiziğine rağmen özgür iradenin olamayacağından bahsediyor. Tam da net olarak itirazda etmese de karşılaştırmalar yaparak olasılıkları gözden geçiriyor. Özgür iradeyi ortaya koyarken şöyle bir ifade kullanıyor:

“Parmağımızı oynatma isteği duyuşumuzu kontrol edemesek de, bu hareketi durdurmak için küçücük  bir zaman penceresine hala sahip olabilirdik. Böyle olması özgür iradeyi kurtarabilecek miydi?” Cevabını ise şöyle veriyor:

“ Söylemesi zor.”

Yazar David’e göre, beyin ve davranışlarla ilgili çalışmalarda zihinsel sorunların, nörolojik bozuklukların özgür iradeyi etkilediğini savunuyor. Zihinsel ve nörolojik bozukluklar suçlu kişiyi suçsuz yapar mı? Bir açıdan suçlu olmasını sağlayan şey elinde olmayan sağlık sorunudur diyor.

DNA’dan bahsedilmemesi mümkün değil? Şizofreni genetik bir hastalık mıdır? Kromozomların etkisinden bahsediyor. Araştırma konusu oldukça geniş, tek yönlü ele almaması oldukça okuyucuyu sürüklüyor. Davranış üzerinde genlerin ve çevrenin etken olduğunu belirtiyor. Ve şu soruyu soruyor:

“Stres kaynağı olan deneyimler, neden herkeste değil de yalnızca bazı kişilerde depresyona yol açar?

Bu soru üzerinden vurucu bir yorum yapıyor:

“Bir genetik şablonu miras almış ve bizi biçimlendirecek olan ilk yıllarda hiçbir seçim hakkımızın olmadığı bir dünyaya doğmuşuzdur. Aslında bunlar seçim değildir. Elimize gelen kartlardır.”

Aslında bu düşünceleri aktarırken aralara serpiştirdiği bilgiler de vardı. Şu tamamlayıcı cümleyi kuruyor:

“Biyolojiniz değişince kararlarınız, istekleriniz ve tutkularınız da değişebilir”. Bir tümör parçasının kişinin kişiliğinde şimdiye kadar olmayan davranışlara yol açacağına dair bir örneklemesi vardı. Bu konuyla ilgili örneğin sonunda; tümör parçası alındıktan sonra normale döndü demesiyle söylediklerinin bir biriyle uyumlu olduğunu, verdiği örneklerin yerinde olduğunu gördüm.

Beyin ve öğrenme süreçlerinden de bahsediyor. İlk bisiklete binme deneyimi gibi bazı aktivitelerde öğrenme sürecinde bilinç düzeyi gerektirirken, bazı eylemlerde de bilinç gerekmez. Beynimizin inanılmaz bir yapısı olduğunu ve bu muhteşemliğin farkında olmadığımızın da vurgusunu yapıyor. Bu muhteşemlikten esinlenerek yapay zeka ortaya çıkartıp sorunların alt süreçlerini ayırma fikriyle dolduklarını, bununla bağlantılı robot geliştirmeye kadar gidilen süreçten de bahsetmektedir. Kontrol dışı sistemlere de zombi sistemi diye bahsediyor ki, konu giderek ilginçleşiyor.

Suçluların özellikle nörolojik suçların rehabilitasyon hizmeti alması gerektiği görüşünde sadece hapis cezası onların düzelmesi için yeterli olmayacağı görüşündedir.

Başlıklarla içerik uyumlu olmadığı durumlar olmasına karşın ironi yaptığı durumlar olduğu için anlatılmak istenenin bir başka olduğunu anlayabiliyorsun.

Yazar beyini birçok yönden incelemiş, örneklendirmiş. Ve bir çıkarıma varmıştır. Konuları anlatışı, tanımlaması ve kavramsal olarak da açıklayabilmiştir. Yazarın vermiş olduğu bilgiler açık, net olsa da kuantum fizik ve olasılıklara biraz daha değinebilirdi. Verdiği örnekler, kişi söylemleri de destekleyiciydi.

Nörobilimle ilgileniyorsanız, bilim ve fizikten hoşlanıyorsanız sevebileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Kitap beynin yapısını ve onun hakkında daha detaylı bilgi öğrenmek isteyenler için ideal. Bilimsel terimler, araştırmalar oldukça kapsamlı işlenmiş.

Kaynakları oldukça fazla, çok iyi emek harcanmış. Kitap amacına ulaşmış ki, 20. Baskıyı yapmış. Okunması gereken ve kaçırılmaması gereken “muhteşem” bir kitap.