Bu haftanın başında niyet olarak şifa konunda yazı yazacağım demiştim. Bütün hafta şifayı derinlemesine hissedeceğim anlara şahitlik ettim.

İlk şifacı kelimesini kullandığım ve sonra yolun oraya doğru nasıl evirildiğinden bahsetmek istiyorum. Birkaç sene önce koçluk eğitimi aldığım sıralarda aklımda dahi yoktu diyebilirim. Sevgili Umut Hocam koçluk temel konularından bahsederken hiç unutmam:

“Sen kimsin?”

“Tüm unvan ve bağlayıcı tanımlardan ayrı baktığında ne görüyorsun?” diye sormuştu. Oturup düşünmeye başladım; kâğıdı kalemi elime alıp karalamaya başladım. Planlı, sistemli bir yazı değildi öncelikle bunu söyleyebilirim. Peki, ne yazmıştım.

“ Biz anne karnında tam ve bütündük. Fakat dünyaya geldiğimizde çevremiz, ailemiz ve bazı şartlar nedeniyle bu bütünlüğü kaybettik. Ben kaybolan parçamı bulmak ve şifalanmak için aynı zamanda başka kayıp parçalarını arayan insanlara şifa bulmalarını sağlamak için buradayım. Ben bir şifacıyım!”

Muhteşem bir duygu yoğunluğuydu. Şifacı kelimesi beynimde dönüp duruyordu. Bütün olmak, parçalanmak sonra tekrar toparlamak ve şifalanmak…

Bu kim olduğumla ilgili bence en gerçekçi tanımlamaydı. Hep şifa arayan ve her zamanda şifa vermek isteyen biri olmak o kadar benimle örtüşüyordu ki… Koçluk için verdiğim kararın da doğru olduğunu fark ettim. Bütün bunlardan daha ilginci ise, koçlukla başlayan yolculuğumun şifa tekniklerine kayması ve spritüal danışmanlığa dönüşmesi oldu. Şifa çalışmalarını hem kendime hem çevreme uyguladığımda gördüm ki gerçekten ruhlarımız hep aynı şekilde huzuru arıyor. Parçaları tamamlamak kolay bir süreç değil ki.

Şifalanmak kolay değil. Şifacı olmakta öyle. Şifayı keşfetmek  ve yaraları sarmak zaman istiyor.  Kimse yarasız değil. Kimse tam ve eksiksiz değil. Bir tarafımızla birbirimize benzeriz ve hep aynı şeyi isteriz:

Sevmek, sevilmek, kabul görmek, değer görmek, anlayış ve şefkat.

Şifanın kaynağı kişinin kendisidir. İnsan önce kendini sarmalı, sevmeli ve şefkat duymalı. Kendine zalim olan başkasına da olur. Kendinde olmayanı başkasına veremez. Bu yüzden şifa önce kendinde başlar. Sevgide öyledir; önce kalp sevmeye kendinden başlar sonra yayılır ve geri döner sevilmek üzere. Senden başlayan ve sana dönen bir yoldur bu.

Yol ayırımları, seçimler bunlar kaderimizi etkiliyor.  Hayatla dans denilen şey bu olsa gerek. Rüzgârda sörf yapmak gibidir. Rüzgara ve dalgaya savaş açmak bir nevi Don Kişot olmak demektir. Günün sonunda durmayı, bırakmayı bilmezsen acı çekersin.  Fakat bazen de pes etmemek ve savaşmak gereklidir.  Savaşırken engellere karşı değil,  onlarla birlikte, onları yönlendirerek…

Mucize beklentisi hiçbir zaman bitmemiştir. Mucize dersler doğada var. Gözleri açarsan görürsün, duymayı bilirsen ve gerçekten hazırsan duyabilirsin. Hazır olmakta bir o kadar önemli. Hazır değilsen hiçbir şey göremez, duyamaz ve hissedemezsin.

Acının kaynağı neresi biliyor musunuz? Kalbimiz. Kalp nerelerde yaralar alıyor? Gerçeği saklayınca! Gerçeği sakladığında kendine ihanet etmiş olursun fakat çoğunlukla biz bunun farkında olmuyoruz.

Şunu dediğin zaman oldu mu?

“Keşke gerçekten kalbimi kırdıklarında yok saymasaydım.”

“Keşke içimden geçeni söylemek, hayır demek istediklerime hayır diye söyleyebilseydim.”

“İstemediğim bir şeyi yapmak zorunda kalmasaydım.”

“Aman ağzımızın tadı bozulmasın!”

Gibi, gibi…

Ne geldiyse başımıza fazlası ile vermekten geldi. Alma-  verme dengesini hesaba katmadan hareket etmekten ileri geldi.  Sınır çizmemek, sana yapılan saygısızlıkları görmemezlikten gelmek. Bir duruş, bir tavır ortaya koymamaktan kaynaklanır. Gerçeği kendine saklamak, yutkunmak ve içinde tutmak çok büyük bir acı. Mış gibi yaşamak çok zor. Genellikle mış gibi yaşamak daha kolay gelir. Gerçek yaşanmadığı içinde mutsuzluklar sürer gider. Ruhuna iyi geleni yapmazsan ruhuna el fatiha olur.:)

Şifacı kelimesini esas ilk öğrenmem, roman yazarı Carlos Castneda’nın eseri; Don Juan öğretileri ile olmuştur. Şifalı otlar ve yaptığı bazı enerji çalışmaları gerçekten beni şaşırtmıştı. Şaman kültüründen gelen bazı enerji çalışmalarının inançlar sisteminde harmanlanması ile kültürümüze de geldiği bir gerçek. Şifanın bir hastalıktan, bir durumdan kurtulma hali olduğunu bilmeyen yoktur. Şifacı da bu hastalık ve durumdan kurtarmaya yardımcı kimse olarak küçük bir tanımlama yapabiliriz.

Şifayı bulmak için yola çıkanlar, cesur insanlardır. Uyanışta ve farkındadır sadece nasıl başlayacağını bilmez. Şifanın başladığı yer insanın fark etmesi öyle ya fark etmeyen bir insanın kendini iyi sanması ve çevreye ne kadar zarar verdiğini fark etmemesi üzücü bir durum. Diğer taraftan fark etmek iyileşmek istemek ve niyet etmeye yaklaşmak demek. Bazen insan fark eder ancak kabul etmez. Hastalıklar da ya da duygusal acılarda bu kabul etmeyen hal, acının daha da büyümesine neden olur.

Fark et ve kabul et!

Şifa kapısında durursan ve bunu canı gönülden istersen yüce güçte sana şifa verir. İster fiziksel, ister ruhsal olsun. Şifa’yı Allahtan istersin ve Allah’tan şifayı alırsın.

Günümüz dünyasında hem fiziksel hem de ruhsal iyileşme için her yeni çıkan düşünce ve akımları hayatımıza alıyoruz. Aslında özünde aynı konular dönüp duruyor. Sevgi, saygı ve öz benlik kavramları her şeyi açıklıyor. Bir kere bu hayatta bir inancınız olmalı. Merkezinizde öz değeriniz, öz sevginiz yani kendiniz olmalısınız. Sonra sıra çevremize gelmeli. Paylaşmak ve içine “sevgi”  koyduğunuz her şey size güzelleşerek ve katlanarak geri döner.

 Sımsıkı tutmak harika bir şey ancak şifanın en önemli katmanlardan biri de şüphesiz ki, “ dengedir”.

Hayatta alma –verme dengesini kurmadığımızda içsel dengemizi yitirdiğimizde kendimize saygımızı ve güvenimizi kaybediyoruz. Bu yüzden de mutlu olamıyoruz. Çevremize verici olmak güzel ancak bunu hesapsızca yapmak kendimizi kullandırmaya hazır olmak anlamına gelir ki, hayatımıza acıları ve acı olayları davet etmiş oluruz.  Bu yüzden alma- verme dengesini iyi kurmak gerekir. Kişi kendi kul hakkına da girmemelidir.

Şimdi benimle birlikte tekrar eder misin?

“ Bugüne kadar bütün bana kötü davranılmasına izin verdiğim ve bana yapılanları görmezden geldiğim her an, her durum için kendimden özür diliyorum. Her nerde, her kim tarafından yetersiz, değersiz, sevgisiz ve güvensizlik hissettiysem negatif bağlarımı kesiyorum ve hepsini iptal ediyorum, ilişkilerimi şifalanmasına niyet ediyorum”.

Şimdi bilinçaltı temizliği için kendinize şu  dört sözü söylemeyi unutma!

  • Özür dilerim
  • Lütfen beni affet
  • Seni seviyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum.
  • Teşekkür ederim.

Şifa bizden başlayan bir yolculuktur. Kaybolan parçaları bulmak, ruhu bütüncül sağlığa kavuşturmak en büyük görevimiz.

Umarım şifalanmak için çıktığınız yolda yardımcı olabilmişimdir.

Sevgiyle kalın.