İlişkilerinizde tam durduğunuz yer neresidir? Sizin merkeziniz neresi? Kimleri merkeze alıyorsunuz?

Merkez mi? Çember mi? İkisi farklı şeyler.

Tüm ilişkilerin ( aile, iş arkadaşları, özel arkadaşlıklarda) kökeninde bu mevzu var. Farkında mısınız? Merkezde kimi tuttuğumuz önemli. Yakın çemberimizdeki karakterler ve yapıları bununla birlikte kendimize alan açmak ve sınır çizmek gibi…

İnsan bireysel gelişim açısından kendini odakta tutarken, çevresine duyarsız kalmamalı. Merkez denilen noktanın üstü bencilik, altı değersizliktir. Birini merkeze alıp, kendini oradan uzaklaştırdığında mutluluğunu ve enerjini karşındaki insana kaptırır üstelikte kendini bağımlı kılarsın.

Önemli üç başlık var:

  1. Merkezde kendiniz olmalısınız.
  2. Kendinize alan açmalısınız.
  3. Sınırlar- sınır çizilmeli.

Sizden bir dakika okumayı durdurmanızı istiyorum. Durun ve aklınıza olumsuz bir ilişkinizi getirin. En son kiminle, hangi konuda bir tartışma yaşadınız? Şöyle genel bir tabloya bakın: bir önceki, ondan bir önceki ve daha öncekilere bakın. Şayet siz böyle bir durum yaşamadıysanız şanslı olabilirsiniz. Çevrenizde yaşayanların size anlattıklarına bakın, orada neler var?

Toplum yapısı olarak kadın- erkek çizgisi eşit değil. Elbette eşit olması için elimizden geleni yapıyoruz. Hatta eşit şekilde yaşayan çok insan olmasına karşın genele baktığımızda haksızca bir dengenin olduğu da bir gerçek. Toplumda birey olmak daha yeni yeni kabul görüyor. Aile bağlarımızın kuvvetli olduğuna dair övünüp dururuz. Ancak bu yanıltıcı bir durumdur. Avrupa’da on sekiz yaşına gelmiş insanlar birey kabul ediliyor. Biliyorsunuz on sekiz yaş karar verme yetkisinin de verildiği yaştır. Tüm ülkelerde de aynı şekilde kabul görüyor. Bizim toplumumuzda aileler çocuklarını yanlarından ayırmıyor. Sağlıklı ilişki temelinde aslında bağlılık önemli yer tutarken, bağımlı olmak ilişkilere de zarar veriyor.

 Bağımlı olmak mı, bağlı olmak mı? Sizce hangisi?

Bağımlı çocuklar yetiştirince, merkezinde kendisi olmayan bir çocuğun hayata bakışı, seçimleri nasıl olabilir? Kararsızlık yaşar mısınız? Aldığınız kararlar kime ait? Hayatınızın yönüne kim karar veriyor?

Ben genellikle mutsuzluğun kaynağının “kendimizi merkeze almadığımızdan” kaynaklandığını düşünüyorum.  Çevresine duyarlı ama kendinden uzak insanların kaderidir. Hatta çevremize kendimizi beğendirmeye, onay almaya çalıştıkça durum daha da vahim olur. Hem kendi hayatımızdan uzaklaşır, hem de kimseden onay alamayız. Sonra mutsuz oluruz. Yetersiz, değersiz ve sevgisiz hissederiz; bu şekilde olumsuz ve kötü hissettiğimiz için de güvenimiz kırılır.

Odağımız kendimizde olduğunda neler olur?

Tam olarak kendimize yoğunlaştığımız için, hayatımızda en önceliği kendimize veririz. Nasıl hissettiğimizi, ne düşündüğümüzü önemseriz. Başkaları ne der düşüncesi ikinci hatta üçüncü planda kalır. Kendimize alan açar. Sorumlulukları yerine getirir ancak kendimize zaman ayırırız. Mutlu olacağımız etkinlikler yapar, kişilerle görüşürüz. Alan açmak dediğimiz şeyde budur. Sınırlar çizmekte bunun bir parçasıdır. Sınır çizmekte; kendi doğrularınızla yaşamak bununla birlikte kendi düşüncelerinizi savunmaktır. Hayır demeyi başarmak gerekiyor. Çünkü her “evet” demek bizi kendimizden uzaklaştırabilir. Yeri geldiğinde “hayır” diyebilmeliyiz. Günümüzde kişisel gelişim başlığı ile bunların çok fazla anlatıldığını biliyorum. Ancak gerçekten bu konular kıymetli.

Enerji boyutunda dikkat edilmesi gereken en önemli konular: Manipülatif ilişkiler, bağımlı ve zehirli ilişkilerdir. Çünkü bu ilişkilerde zarar görme olasılığı çok yüksek ayrıca kendinizi merkeze alamazsınız. Mutsuzluğu davet edersiniz.

Çevrenize bir bakın olumsuz ve kaba insanlardan uzak durun. Çevrenizi pozitif insanlarla çevirin. İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğü ile ilgilenmeyin. Siz ne hisseder, düşünürsünüz bunu öncelliğiniz yapın.

Özellikle özel hayatınıza aldığınız insanlar için kendinizi merkeze koymalısınız. Çünkü kadınlar erkeklere göre bu konuda çok başarılı değil tabi istisna olanlar vardır. Kadınlar aşık olduklarında gözleri hiçbir şeyi görmez. Bu konuda erkekler daha rahattır ve kendileri “canları” ne isterse öyle hareket ederler. Bazen bazı ilişkilerde roller de değişir. Kimseyi dünyanın merkezinde bir yıldız yapmanın bir anlamı yok.

Hayatınızın yıldızı ve merkezi sizsiniz! Kimsenin sizi üzmesine izin vermeyin! En çok kendinizi sevin. Sevgi önemli bir kaynaktır; kendimizden başlayan bir sevgi yolculuğu bu. Çevremize yayılan.

Besleyici güzel bir enerji yayın, kendinize inanın, enerjinizi koruyun ve bol bol dua edin.

Anlaşıldı mı merkez? 😉