“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” ,William Shakespeare

William Shakespeare, Hamlet adlı eserinde böyle bir cümle kullanır. Olmak ya da olmamak bütün mesele bu! Ne güzel de durumu açıklar. İnsanoğlunun “olmak” hali ile ilgili bir imtihanı vardır.

İlk imtihan neydi?

Yasak elma “Adem ile Havva”

Hatırlayacağınız üzere Adem ile Havva cennetten küçük bir elmayı yedikleri için kovulmuşlardı. Yasaklı meyveden yemişlerdi. İnsan varlık olarak büyük bir yerdeydi. Fakat yasaklı elmanın yenilmesiyle her şey değişmişti. İnsanın iradesine yenik düşmesi ve Allah’a karşı gelmesiyle başlayan bir yolculuk…

Bu imtihanla birlikte sizden “olmamış” denilerek dünya’ya bırakılan Adem ve Havva’nın olgunlaşma yolunda başından geçenlere bakınca bizlerin de olgunlaşması için başından geçenlere insan şaşıramıyor. Tarihte olgunlaşma ve imtihan üzerine pek çok örnek var.

Mesela Habil ve kabil’in imtihanını ele alalım. Tarihte ilk kardeş kavgası olarak geçer. Adem ve Havva’dan bu yana…

Habil ile kabil, ilk kardeş kavgası

İki kardeşin rekabeti değil, iki kardeşin hırsı değil, iki kardeşin nefreti değil. İyi ve kötünün savaşıydı. Bu kavga aslında bir kişiden kaynaklanıyordu. Bu hikaye kibirli, kendini beğenmiş, bencil ve en iyisini kendisinden başka kimsenin hak etmediğine inan Kabil’in hikayesiydi.

Sevdiği kızın Habil’i seçmesinden sonra Allaha verilen kurbanın da kabul görmemesinden hırslanan Kabil, kıskançlık içerisinde dünya’da ilk cinayet işleyen kişidir ve ahirette bundan her daim payını alacaktır.

Ortaya çıkan tüm savaşlarda içinde kötülük barındıran ve ruhunda Kabil’i taşıyan insanların payı vardır. Çünkü onlar olgunlaşmamış ruhlardır. İçlerindeki nefsani istekler nedeniyle çocukları, kadınları ve hayvanları öldürmüşlerdir. Onların yeri cehennemdir.

Birini yok ederek, var olmak olsa olsa bu dünyada kazandırabilir. Oysa ki, onlar ahireti kaybettiler. Haksızlık etmiş, zarar vermişlerdir böyle olduğu için de onlara huzur yoktur.

Her peygamber insanlığın olgunlaşmamış bir yanına yol göstermek için gelmiş. Peygamberler tarihi konusunu incelerseniz, çok güzel birer rehber olduğunu görürsünüz.

Olma halinin en iyi ifadesi olgunlaşmadır. Olgunluk; bilgi, görgü, anlayışın davranışlara yansımış halidir. Bir de bedensel anlamda olgunlaşma vardır. Beden ve zihin bütünlüğünde uyum olması da olgunluğu anlatır. Hani denir ya;

” Yaşının insanı olmak” deyimi tam olarak bu durumu karşılar.

Psikolojik açıdan birden fazla benliğimiz olduğu için, her zaman olgunluk seviyesinde olmayabiliyoruz. Benlik durumlarına baktığımızda:

Anne- baba (Ebevyn), çocuk ve yetişkin olmak üzere üçe ayrılıyor. Sağlıklı ruh hali için üçünü de kullanmalıdır.

İletişim kurarken, karşımızdaki kişinin ne düşündüğünü, hangi benlik ya da durumda olduğunu anlamıyoruz. Çatışmaların ana kaynağı aslında karşımızdakinin farklı bir benlikte olmasıdır. Sizin şakalaşmak istediğiniz bir anda karşınızdaki kişi yetişkin benlikte olabilir ve sizi anlamayabilir.

Başka bir örnek vermemiz gerekirse; hasta olan bir kadın kocasından çok şikayet ediyorsa ebeveyn şefkati görmek isteyebilir. Kadında çocuk benliği hakimdir. Şayet eşi ebeveyn olarak yanıt verirse, bu isteği tatmin olmuş ve yerine gelmiş olacaktır. Tam tersi durumda uyumsuzluktan kaynaklı çatışma çıkacaktır.

İletişim esnasında şu iki soruyu sormak iletişimi daha iyi noktaya getirebilir:

Karşımdaki,

*Hangi benlikte? Hangi benlikten konuşuyor?

*Hangi benlikte cevap verirsek uygun olur?

Bu farkındalıkla kendimize soracağımız soruların karşımızdaki ile olan iletişimi anlamamıza yardımcı olacaktır.

İnsanın zihin, beden ve ruh üçgeninde uyumlu ve dengede kalması; karşısındaki kişinin benliğini görmesi ve o benliğe uyum sağlaması kıymetli olacaktır.

Konuya dönecek olursak, olmak ve olgunlaşma süreçleri için zihin, beden ve ruh hallerinin sağlıklı ve dengede olması gerekir. Egosal davranışların da olgunlaşmamış bir yapının ürünü olduğunu anlamak lazım.

Bir de zihin, beden ve ruh üçgenin yaşla bağlantılı gelişmesi gerekir. Gelişim normal şekilde gerçekleşmezse bırakın olgunlaşmayı, kişi yaşının gereğini bile yapamaz.

Olgunlaşmanın aynı zamanda yaşanmışlıklarla da ilgisi vardır. Geçmiş yapılan hatalardan alınan dersler insanı olgunlaştırır. Yani kişi aynı hataya düşmez, yeni davranış kazanır ve aynı zamanda çevresine de bunu hissettirir.

İnsan olmanın erdemi “iyi insan” olmaktır. İyi insana derler olmuş diye. Yargılamadan, şefkatle, daima olumlu, güzel bakan, şükreden, seven, üreten, sevilen, sayan, sayılan…

İnsanlar eşit yaratılmıştır. Bu eşitliği de yine insanlar bozmuştur. Günümüz hastalığı da maalesef bu. Olgunlaşmamış ruhların ağır cezasını çekiyoruz.

Umarım,

Tasavvuftaki kamil insan olma yönünde güzel adımlar atarız. Yanmadan, pişmeden ne mümkün…

Mevlana’nın o güzel sözünü hatırlayalım:

Mevlana Celaleddin Rumi

“Hamdım, piştim, yandım.”

Oldum demek ve onun hakkını vermek kolay değildir. Edindiğimiz deneyimler bizi büyütür. Acıların içerisinden geçmezsek büyüyüp, olgunlaşamayız. Bu yüzden hata yapmaktan korkmamak gerekir. Hatalar can acıtır. Her şey yolunda gitse nasıl olurdu? Muhtemelen çok iyi hissedeceğimizi söylerdik ancak ne öğrenirdik o zaman? Bu yüzden olgunlaşmanın ilk adımı hata yapmak.

Şayet Adem ve Havva şaşkınlık ve cahillik içerisinde olmasaydı; cennetten kovulmazlardı. Yeterince bilgi ve donanıma sahip değillerdi. O cesaret tamamen cahil cesareti idi.

Yeterli bilgi ve donanım sonrası önemli olan başka konu ise; kendini ifade etme ve kendin olma bilme cesareti. Siz ne düşünüyorsunuz?

İnsan olmanın ve ya “olmak” denilen tanıtımın size uygun olduğunu düşünüyor musunuz?

Tüm ünvan, kimlik, tanımlamalar ve etiketleri bir kenara koyduğunuzda siz kimsiniz? Kim olduğunuzu düşünüyorsunuz?